Mehmet Öğretmen

Mehmet Öğretmen Sınıf Öğretmeni/Eğitim Danışmanı/Özel Ders / Reklam İşbirlikleri :[email protected]

Sınıf Öğretmeni/Eğitim Koçu/Disleksi Eğitimi/Hızlı Okuma Teknikleri/ Yetişkin Okuma-Yazma

29/05/2026
29/05/2026

Sınıfta Gördüğümüz Gerçek: Beslenme Bir Eğitim Meselesidir!

Biz öğretmenler, sınıfa adım attığımızda sadece çocukların defterlerini değil, o günkü enerjilerini ve ruh hallerini de okuruz.
Yıllar süren sınıf içi gözlemlerim bana net bir gerçeği öğretti: Çocuğun beslenmesi sadece bir "karın doyurma" meselesi değil; dikkat, odaklanma ve davranış yönetiminin en temel yakıtıdır. Yani aslında beslenme, eğitimin görünmeyen ama en güçlü ortağıdır.

Yüksek şekerli, katkı maddeli abur cuburlar veya kan şekerini hızla zıplatan paketli gıdalar nedeniyle çocuklar gün içinde enerjisi çekilmiş, dikkati dağılmış ve öğrenmeye kapalı bir hale gelebiliyor.

Çocuk beyni, öğrenme sürecinde stabil ve dengeli bir enerjiye ihtiyaç duyar. Sürekli şeker dalgalanmaları yaşayan bir çocuğun okulda uzun süre dikkatini sürdürmesini beklemek, ona haksızlık olur.

Sağlıklı Beden, Başarılı Zihin

Bilimsel çalışmalar da bu gözlemlerimizi destekliyor; aşırı işlenmiş gıdalar çocukların bağırsak sağlığını, uyku düzenini ve bilişsel performansını doğrudan etkiliyor.

Tam aksine; doğal, dengeli ve düzenli beslenen çocuklarda hafıza, problem çözme becerisi ve duygusal dengenin çok daha güçlü olduğunu görüyoruz.İyi öğrenen çocuk; iyi uyuyan, hareket eden ve temiz beslenen çocuktur. Akademik başarı, beden ve beyin sağlığıyla bir bütündür.

Ne Yapmalı? "Yasaklamak" Yerine "Model Olmak"
Çocuklara bu gıdaları sert kurallarla yasaklamak yerine, onlara evde ve okulda bilinç kazandırmaktır. Unutmayalım ki çocuklar söylediklerimizden ziyade, ayak izlerimizi takip ederler. Bizler yetişkinler olarak tabağımıza neyi koyarsak, onlar da gelecekte onu seçecektir.
Konuşmacı:

18/05/2026

19 Mayıs…
Bir milletin küllerinden yeniden doğduğu günün adıdır.
Karadeniz’in dalgalarına yaslanan o sabah, Samsun ufkunda yalnız bir vapur görünmedi;
bir milletin makûs talihini değiştirecek irade göründü.

Bandırma Vapuru’nun yorgun güvertesinde, işgal altındaki bir vatanın sessiz çığlığı vardı.
Toprak suskundu, sokaklar öksüzdü.
Fakat bir çift mavi göz, karanlığın içinden geleceğe bakıyordu.
Çünkü biliyordu:
Bir milletin kaderi, umudunu kaybettiği anda değil; yeniden ayağa kalkmaya karar verdiği anda yazılırdı.

19 Mayıs, yalnızca bir tarih değildir.
O gün; bağımsızlığın ilk nefesi, hürriyetin ilk adımı, gençliğe emanet edilen bir sonsuzluk yeminiydi.
Mustafa Kemal Atatürk, o kutlu yürüyüşü başlatırken aslında Türk gençliğinin yüreğine bir meşale bıraktı.
O meşale bugün hâlâ yanıyor;
bir öğrencinin hayalinde,
bir askerin nöbetinde,
bir annenin duasında,
bir bayrağın göğe yükselişinde…

Ey gençlik!
Sen yalnız bugünün değil, yarının da vicdanısın.
Damarlarında dolaşan kan; Malazgirt’in cesaretini, Çanakkale’nin direnişini, Sakarya’nın inancını taşır.
Unutma ki bu vatan, toprağa düşenlerin sessiz duası üzerine kurulmuştur.
Ve her 19 Mayıs’ta rüzgâr, Samsun kıyılarından aynı sözü fısıldar:
“Ya istiklal, ya ebedî esaret!”

Bugün gökyüzünde dalgalanan al bayrağa bakarken,
yalnızca bir ülkenin değil; bir milletin yeniden dirilişini görürüz.
Çünkü 19 Mayıs, tarihin kalbine vurulmuş özgürlük mührüdür.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlık uğruna mücadele eden tüm kahramanlarımızı rahmet, minnet ve sonsuz saygıyla anıyor;
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı’nı gururla, coşkuyla ve yürekten kutluyoruz.

Ne mutlu, bağımsızlığına sevdalı bir milletin evladı olana…
Ne mutlu Türk’üm diyene!

13/05/2026

Aman çocuğum üzülmesin!
"Ben anne-babamdan çok çektim…
Ben çocuğuma asla sınır koymayacağım.”

Ve böylece evin içinde mini bir “müşteri memnuniyeti merkezi” doğdu.
Çocuk üzülmesin diye “hayır” denmedi,
ağlamasın diye her istek anında karşılandı,
sorumluluk almasın diye her işi önünden çekildi.

Sonra ne oldu?

📌 Öğretmeni “defterini çıkar” dediğinde pazarlık yapan,
📌 Arkadaşı oyuncağını vermeyince kriz geçiren,
📌 “Bekle” kelimesine tahammülü olmayan bir nesil ortaya çıktı.

Çünkü çocuk sevgiyi sınırsızlık sandı.
Oysa pedagojide sınır, çocuğun düşmanı değil; güven duygusudur.

Sınır koyulan çocuk:
• beklemeyi öğrenir,
• hayal kırıklığıyla baş eder,
• başkasının hakkını fark eder,
• kurallı yaşamayı öğrenir.

Sınır koyulmayan çocuk ise bir süre mutlu görünür;
ama ilk “hayır”ı okulda, hayatta, arkadaşlıkta duyunca dünyası yıkılır.

Yeni nesil ebeveynlik bazen şuna dönüştü:
“Biz çocukken susturulduk, bari bizim çocuk hiç üzülmesin.”

Ama çocuk hiç üzülmeden büyüyemez.
Küçük hayal kırıklıkları yaşamayan çocuk, büyük hayat gerçeklerine dayanamaz.

Çocuk merkezli olmak başka,
çocuğu evin yöneticisi yapmak başka şeydir.

Evde herkes çocuğun etrafında dönüyorsa,
orada çocuk yetişmiyor…
küçük bir patron büyüyor olabilir. 🙂

Mustafa Kemal Atatürk’ün sesi gibi düşer zamana bir cümle:“Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir.”ATATÜ...
04/05/2026

Mustafa Kemal Atatürk’ün sesi gibi düşer zamana bir cümle:
“Çocuklar geleceğimizin güvencesi, yaşama sevincimizdir.”

ATATÜRK’LE DÜŞÜN

Bir çocuk geçer sokaktan
ceplerinde yarın,
gözlerinde henüz söylenmemiş cümleler…

Toprak yorgun olabilir,
duvarlar suskun,
ama bir çocuğun gülüşü
en karanlık günü bile sabaha çevirir.

Bir zamanlar
kül kokan şehirlerin içinden
ince bir umut filizlendi—
adı çocuktu.

Ve bir millet öğrendi o gün:
Gelecek, beklenen bir şey değil,
büyütülen bir şeydir.

Bir defter sayfasında başlar bazen
bir ülkenin hikâyesi,
bir harfin ucunda çoğalır umut,
bir çocuğun kalbinde yer bulur yarın.

Şimdi dur…
Bir çocuğun gözlerine bak:

Orada
henüz kurulmamış şehirler,
yazılmamış hikâyeler,
ve vazgeçilmemiş bir dünya var.

Çünkü gelecek,
uzakta bir yerde değil—
bir çocuğun içinde büyüyor.

03/05/2026

Teknoloji: Çocuklar İçin Bir "Dijital Oyun Parkı" mı, Yoksa "Yabancı Bir Orman" mı?

Çocuklarımızın teknolojiyle kurduğu bağı bazen endişeyle, bazen de hayranlıkla izliyoruz. Peki, bu bağın "sağlıklı" olması için direksiyonda kim olmalı? Elbette rehberliğiyle ebeveyn!

Her yaşın ihtiyacı ve o yaşın beyninin "sindirme kapasitesi" farklıdır.

3 Altın Kural
Model Olun:
Bizim elimizde sürekli telefon varken çocuğumuza "bırak o tableti" demek maalesef etkisiz kalıyor. Önce kendi dijital diyetimizi yapmalıyız.

Ekransız Bölgeler:
Yemek masası ve yatak odası "teknolojiden arındırılmış bölge" olmalı. Bu, aile içi bağı güçlendirir.

İçerik Kalitesi:
Süreden daha önemlisi içeriktir. Tüketen değil, üreten (kodlama, tasarım, dijital sanat) tarafa geçmelerini destekleyin.

Teknolojiyle ilişkiyi sadece "kaç dakika?" sorusuna indirgemek, buzdağının sadece görünen kısmına bakmaktır. Asıl mesele, teknolojinin çocuğun duygusal regülasyon (kendini sakinleştirme) ve sosyal öğrenme süreçlerinin önüne geçip geçmediğidir.

Sınır koymak sevgisizlik değil, bir güvenlik alanıdır. Ancak bu sınırlar baskıyla değil, mantıklı gerekçelerle ve evdeki her bireyin (ebeveynler dahil) uyduğu kurallarla çizilmelidir.

Unutmayalım: Çocuklar duyduklarını değil, gördüklerini yaparlar. Sizin teknolojiyle bağınız, onların gelecekteki dijital sağlığının aynasıdır

02/05/2026

Hayatı Güzelleştirmek!
Hayatı güzelleştiren şey, çoğu zaman büyük olaylar değil; sessizce iyilik yapan insanların varlığıdır. Dünyanın bütün gürültüsüne rağmen hâlâ içimizi ferahlatan bir şey varsa, o da iyi insanların kalbinde saklı duran merhamettir. Çünkü bazı insanlar gelir, bir şehrin havasını değiştirir; bazıları ise yalnızca bir cümleyle insanın ömrüne ışık bırakır.

İyi insanlar, karanlık günlerde ansızın açan pencere gibidir. Yorulduğunda omzuna dokunan bir el, düştüğünde seni kaldıran bir bakış, konuşmadan da anlaşılabildiğini hissettiren bir sessizliktir onlar. Kendilerini anlatmazlar; yaptıkları iyilikler onların dili olur. Gösterişsizdirler, fakat bıraktıkları iz derindir. Çünkü insanı asıl etkileyen, yüksek sesle söylenen sözler değil; kalpten gelen samimiyettir.

Hayat bazen serttir. Kırar, yorar, eksiltir. İnsan kimi zaman kalabalıkların ortasında bile yalnız hisseder kendini. İşte tam da böyle zamanlarda iyi bir insana rastlamak, çölde su bulmak gibidir. Bir tebessüm, bir hâl hatır sorma, içten söylenmiş “yanındayım” cümlesi… Bunlar küçük görünür ama insan ruhunda büyük kapılar açar.

İyi insanlar dünyayı değiştirmek için kürsülere çıkmazlar. Belki bir çocuğun başını okşar, belki yaşlı birine yol verir, belki hiç tanımadığı birinin yükünü hafifletirler. Ve farkında olmadan insanlığa umut olurlar. Çünkü iyilik bulaşıcıdır; bir kalpte doğar, başka kalplerde çoğalır.

Ne mutlu ki hâlâ iyi insanlar var. Hâlâ vicdanını kaybetmemiş, menfaat yerine merhameti seçen, kırmak yerine onarmayı bilen insanlar… Onlar sayesinde dünya tamamen kararmıyor. Onlar sayesinde hâlâ sabaha inanıyoruz.

İyi ki varlar. Çünkü hayat, iyi insanların dokunduğu yerde güzelleşiyor.

01/05/2026

Başarısız Öğrenci Yoktur, Düşük Beklenti Vardır: Rosenthal Deneyi

Robert Rosenthal’ın bu çalışması, sadece bir akademik veri değil; bizim bir bakışımızın, bir cümlemizin bir çocuğun kaderini nasıl değiştirebileceğinin ispatı.

Pygmalion Etkisi: Bir kişinin başkasına dair beslediği olumlu beklentilerin, o kişinin performansını zamanla gerçekten artırması durumudur.

Biz Ne Beklersek, Çocuk O Oluyor

Deneyde gördüğümüz gibi, öğretmenlere "bu çocuklar parlayacak" dendiğinde, öğretmenler farkında olmadan o çocuklara daha fazla gülümsüyor, bir hata yaptıklarında "henüz yapamadı" diyerek destekliyor ve daha nitelikli zaman ayırıyor.

Buradaki sihirli nokta şu: Çocuk, öğretmenin gözündeki o "başarabilirsin" ışığını gördüğü an, kendi potansiyeline inanmaya başlıyor. Yani biz aslında onlara bilgi yüklemiyoruz; onlara kendileriyle ilgili yeni bir kimlik hediye ediyoruz.Sadece "aferin" demiyoruz; hatasını nasıl düzelteceğine dair detaylı rehberlik yapıyoruz.

Eğer bir öğrenciye "zaten anlamıyor" ya da "temeli zayıf" etiketiyle yaklaşırsak, bu deneyin tersi işliyor (Golem Etkisi). Çocuk, bizim bu düşük beklentimizi hissediyor ve bir süre sonra çaba harcamayı bırakıyor.

Özellikle ilkokul döneminde, çocukların öz algısı henüz bir hamur gibiyken; Rosenthal’ın dediği gibi, onları "zaten başarılıymış gibi" görmek, onları o başarıya taşıyan en kısa yol.

Sınıfta bazen yorulduğumuzda veya "bu çocukla olmuyor" dediğimizde bu deneyi hatırlamak lazım. Belki de o çocuğun tek ihtiyacı, bizim onun "parlayacağına" dair sarsılmaz inancımızdır.

Address

Istanbul

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Mehmet Öğretmen posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Mehmet Öğretmen:

Share

Category