Sınıflı toplumlarda egemen sınıfı "egemen" yapan temel unsur kendi sınıf çıkarını bütün toplumun çıkarıymış gibi sunabilmesi, bir başka deyişle ideolojik hegomonyasını bütün toplumsal kesimler üzerinde kurabilmesidir. Kuşkusuz bu "beceri" maddi üretim araçlarının mülkiyetine sahip olmanın imkanlarıyla kazanılmıştır! Hayatın kültürel boyutu bir üst yapı etkinliği olarak bu etkinliğin önemli bir par
çasıdır. Giyim tarzımızdan, yemek alışkanlıklarımız, en çok satan kitaplardan, müzik vb. etkinliklerin hepsi bu mücadelenin bir parçası olarak gelişim gösterirler. Bu alanın son yarım yüzyıldaki en etkin unsurlarından biri de sinemadır.
Özellikle 1970'li yıllarla birlikte batı işçi sınıfının "sosyalizm"e dair yaşadığı hayal kırıklığı ve "uzaklaşma"nın sonucu olarak sinema alanında işçi sınıfı veya onun bireylerinin gündelik hayatlarını "işçi kimlikleriyle" ele alan veya sınıf mücadelelerini anlatan filmlere rastlamak oldukça zordu.
Ülkemizde bile işçi sınıfının en görkemli dönemini yaşadığı 1960-1980 döneminde "işçi filmi" olarak tarif edebileceğimiz filmlerin sayıları çok azdır. Kuşkusuz sinema sanatının etkin olduğu, ABD, Fransa, İtalya, İngiltere gibi ülkelerde işçi sınıfının toplumsal bir aktör olarak tarih sahnesinden geri çekilmesinin bunda rolü olabileceği gibi, bizim gibi ülkelerde ise sinemanın toplumsal mücadelenin etkin bir aracı olarak görülmesi konusundaki "bilinçsizlik" bunun nedeni olabilir. Ancak 1990'lar sonrasında kapitalizm yeniden "vahşi" bir saldırıya geçtiğinde ve işçi sınıfı ve yoksul halk kitleleri yeniden onurlu bir "ayağa kalkış"ı gerçekleştirmeye başladığında bu "ayağa kalkış"ı kameradan gözlemenin ve izlemenin yaygınlaştığını görmeye başladık. Kuşkusuz bunda görselliğin artan önemi ve görüntü alma ve izlettirme konusundaki teknik imkanların yaygınlaşmasının rolünü yadsımamak gerekir. Ve nihayetinde işçi sınıfının bütün bir tarihi alt üst ettiği dönemlerde yapılmadığını sandığımız "işçi filmleri festivali" 1990 sonrası dönemde yoksul emekçilerin mücadelelerinin bir anlatım aracı olarak ortaya çıkmış. 1994 yılında Amerika'da ilk olarak bu adla başlayan etkinlik Güney Kore, Latin Amerika ve İspanya'da da düzenlenmeye başlamış. Türkiye ‘de ise birkaç sendika ve Halkevleri Emek Çalışmaları Merkezi'nin bir süredir konuştukları bu konu geçen yılın sonlarında "yapalım" kararıyla uygulamaya kondu.
Özetle söylemek gerekirse, festivalle, dünyayı sosyal, bireysel ve çevresel özellikleriyle insanca yaşanabilir olmaktan çıkaran neoliberalizme karşı direniş öykülerini görsel bir anlatımla sergileyelim istedik. Festivalden Beklentilerimiz:
Festivali birkaç yönden önemsiyoruz: Esas beklentimiz işçilerin hem ülke içinde hem de ülke dışındaki kendi sınıfından insanlarıyla iletişim kurmalarını sağlamak. Zira ülkemizde işçiler neredeyse bütünüyle sınıf dışı ideolojiler tarafından esir alınmış durumda. Hak arama mücadelelerinin bile imkansız hale getirildiği günümüzde toplumsal mücadeleyle birlikte oluşan "sınıf bilinci"nin "yokluğu" veya "zayıflığı" işçi sınıfının bireysel ve toplumsal dejenerasyonunu hızlandırıyor. Böyle bir ortamda ülkemiz işçi sınıfının/işçilerinin kendi gerçeklikleriyle yüzleşmelerine yardımcı olmanın bu dejenerasyonun etkisizleştirilmesine kısmen de olsa katkı sunacağını düşündük. Bu festivali düzenlerken gerçekleşmesini istediğimiz diğer bir konu da sinema dünyasında "sosyal gerçekçilik" akımının yeniden değer bulmasına katkı sunmak. Türk sinemasına emek veren kıymetli sinema yönetmeni veya senaryo yazarlarının olduğunu biliyoruz. Bu yönetmenlere veya sinemaya gönül vermiş gençlere sinema diliyle anlatabilecekleri "gerçek bir hayat"ın varlığını göstermek istiyoruz. "Bakın burada gürül gürül akan bir hayat var." Türkiye insanının/toplumunun kendi kendisiyle yüzleşmesine yardım edecek bir sinemacı kuşağının ortaya çıkmasını veya yetişmesini önemsiyoruz. Festivalimizin bu doğrultuda atılmış çok mütevazi bir adım olduğunu biliyoruz. Ama umut ediyoruz ki, bu yolun başka sevdalılarıyla birlikte daha güçlü ve etkili çalışmaları gerçekleştireceğiz. Kuşkusuz festivalimizin amacı sadece "göstermek" değil, aynı zamanda "yapmayı" da önemsiyoruz. Bir atölye çalışması ile festival konumuz olan emekçileri bütün boyutlarıyla ele alan konuları belgesel anlatımlarla işlemeyi isteyen, özellikle genç sinemacılarla, birlikte başarılı çalışmalar yapmak istiyoruz. Bir sonraki adımda bir film atölyesi grubu oluşturabilmeyi umut ediyoruz.